Can Yücel Şiirinde Uğurlamalar ve Can Yücel'e Bir Uğurlama/


                                                                                          

Can Yücel şiiri denince insanın aklına öncelikle taşlamalar, eğretilemeler, tersinlemeler, politik mizah ve entelektüel göndermeler gelir. Kelimelerle giriştiği canbazlıklar, herşeyi adıyla belirtme açıksözlülüğü, şiiri asaletin tahtından indirip sokağın ve öfkenin rengiyle boyayıp yeniden devrimci bir asaletle donatması…

            Can Yücel şiirinin bunların yanında öylesine bir yanı var ki üzerinde çokça durulmamıştır. Can Yücel şiiri, yukarıda sıraladıklarımızın yanında başka bir rengi de çok baskın olarak içinde taşır. Onun şiiri “vefakar” bir şiirdir. Can Baba’nın dikkatli okuyucuları mutlaka farketmişlerdir. Can Baba hayatı boyunca, yazın, fikir, bilim ya da sanat dünyamızdan göçen her dostuna bir “uğurlama” şiiri  yazmıştır.  Bu “fatiha şiir”lerin çokça bilinen ve belki de ilk örneği ünlü oyuncu ve şair Cahit Irgat için yazdığı Cihat için Cahit adlı şiiridir. Şiirin son kısmı şöyledir:  “Cahit ki bu hastalıklı düzende sağlıklı bir kanserdi/ cahit ki hastalığa karşı üreyen höcrelerdi/ yorgun develer gibi çöktüğü dormen şölenlerinde bile/ siz paranızı ben kendi kendimi yerim derdi/ cahit zaten azalarak yaşayanlardan değil/ çoğalarak ölenlerdendi.” Bu şiirde Can Yücel büyük bir tersinleme ile “çoğalarak ölme”yi “azalarak yaşama”ya yeğ tutarak, gidenin gidişini yüceltir.

            Bunun hemen ardından anacağımız şiir Deniz Gezmiş için yazdığı Mare Nostrum (Bizim Deniz) adlı kısa şiirdir:”en uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim/ o onun en güzel yüz metresini koştu/ en sekmez  lüverin namlusundan fırlayarak/ en hızlısıydı hepimizin/ en önce göğüsledi ipi/ acıyorsam sana anam avradım olsun/ ama aşkolsun sana çocuk aşk olsun”  Şiirin sonu, yağlı urgana boynunu uzatan ama boyun eğmeyen Deniz’e bir “ilan-ı aşk”tır. Ölümün getirdiği çaresizliği, yenilmişliği bertaraf etmek için öleni o denli büyütür ki şair, ölüm bir ölümsüzlük noktası haline gelir. Can Yücel’in bu duygu ve vefa yüklü “fatiha” şiirleri ithaf edildiği insanı alabildiğine yüceltirler. Bu şiirlerin içinde bir şiir vardır ki, herhalde şairin de en beğendiği “fatiha” şiiri “hayatta en çok sevdiği” babası Hasan Ali Yücel’e yazdığı şiirdir. “(…) en son teftişine çıkana değin/ koştururken ardından o uçmaktaki devin/ daha başka tür aşklar geniş sevdalar için/ açıldı nefesim fikrim canevim/ hayatta ben en çok babamı sevdim.”

            Yine, onun çok sevdiği çelebi, İstanbul efendisi tipinin son örneklerinden oyun yazarı Haldun Taner ise bir Komiser Kolombo’dur onun şiirinde. “Hafiften zatülcenp muşambasıyla/ havadan sudan/ dereden tepeden/ hoşbeşti darken/ sabah beri/ yaprak izlerini alıyor çınarın/ yandun çavuş yandın.” Yine aynı kitabında Şevki Akşit’e de bir mersiye yazar: “Dünya gözlerimi kendi ellerimle örttüm/ değdi yorgunluğuma/ bir ölüm kaldıydı onu da gördüm/ beni pişman etmedi doğduğuma”

            Can Yücel’in Çok Bi Çocuk’ta İdris Küçükömer için yazdığı şiir de ölümün ezici baskısına karşı dopdolu bir çığlıktır. Küçükömer’in yakalandığı hastalığı, prostat kanserini küçümser ilkin: “İdris’in şu işine bak/ marksist bir ekonom!/ olur mu güzel kardeşim olur mu?/ en keynesyen organından/ sidikli bir salgı bezinden böyle/ olur mu yakalanmak! Sonra ise tıpkı diğer şiirlerinde olduğu gibi ters yüz etme işlemine başvurarak Küçükömer’in hayattaki muradına ölerek eriştiğini vurgularken, öteki dünya ile sosyalist ütopyayı özdeşleştirir: “sen özlediğin sivil topluma gidiyorsun artık/ herkesin ahretlik olduğu/ herkesin çıplak/ ve kıyamete dek kıyam etmeye aşk .”

            Arkadaşı heykeltraş İlhan Koman için de bir uğurlama şiiri yazar Can Baba. “Traşsız heykeltraş” İlhan Koman teknesiyle Edirne’ye Selimiye’ye ulaşmaya çalışmaktadır. Edirne ve Selimiye hem camiidir hem de sanatsal anlamda varılacak uç noktalardır.

           

Oktay Rifat da Kısa Devre adlı kitabında Can Yücel’den yolluk bir şiir alır: “1960’larda Kuzguncuk’taki evine/ Gelmiştik ziyarete/ Cevat vardı, Teoman vardı/ Kapıyı sen açtın/ Gözlerinde deniz hareleri/ İyi ki geldiniz çocuklar dedin/ Sosyalizmi göreceğim gelmişti/ Ne gezer o zaman bizde/ şimdi de öyle ya/ Sosyalizmi temsil!/ Ama hiç kuşkum yok Oktay/ Sosyalizmin göreceği gelecek seni”

            Sadece yazın ya da sanat dünyamızın kayan yıldızlarına uğurlamalar düzmez Can Baba. Onun vefasıyla taçlananların sayısı o kadar çoktur ki, “yeryüzü yüzlü adamcağız” Miles Davis’ten sandal boyacısı Erol’a kadar birçok insan onun uğurlamalarından payını alır:  “Miles Davis ölmüş zatürreden/ O alacali trampet/ O ters âşık/O sittirici herif o eroiniman/ Gökyüzünden bir ses/ Yeryüzü yüzlü bir adamcağız/Unutmayacağım onu yaşadıkça/ Kulak memelerimi arasıra okşarmışçasına/ Ve gözlerim onu dinledikçe eski/şeylerimizden/Güneş gözlükleri takıyor kendine/ Doğaç bir katarakt/ Kör, kör, kör, kör/ Sırtını döndü dönüyor bana/ O kadar sessiz o kadar kimsesiz ki ****/ Dünya bile kalmıyor sahnede/Herşey bir cümle ister, ister şiir ister musiki/ Cümlemiz için/ Tutturabilirsen eğer/ Ve iyi yontulmuş bir kamış/ varsa ağzında/ Kamışın varsa yâni..”

            Ve tabii ki Güle Güle’de Burhan Uygur’un her resmini bitirişini azar azar ölmeye benzetir. Aslında bütün uğurlama şiirlerinde benzer imgeler görülür: “azalarak yaşamak”, “çoğalarak ölmek”, “azar azar ölmek” “ölerek yaşamak” vb.

            Genç ölümler ise onun daha çok isyan duygularını açığa çıkartır. Oyuncu Yaman Okay için Güle Güle’de yazdığı şiir de bunlardan biridir: “Hiç kanser olmaz onlar/ Gnl.Mdr.ler/ Holdingler/ Politikapçıklar/ T.S.K.ler/ T.K.K.lar/ Hiç hiç kanser olmazlar/ Ama bizim Yaman durduğu yerde/ Pankreas kanseri olur/ Nedeni bir şair tanır Yunan/ Adı Pankreatitis/ Yani yeni bir rol…”  Yine öncekilerdekine benzer bir yüceltme burada da vardır. Can Yücel, uğurlama şiirlerinde, şiirin kahramanına rahat uyumaları için son dürüst yalanı söyleme görevini üstlenmiş ilahi bir derviştir. Yaman Okay için ölüm kötü bir şey değil, yeni bir roldür. Bir oyuncu için en güzel şey yeni bir roldür. Ve mutlaka oynanması gereklidir. Emil Galip Sandalcı da ölmekle son marifetini göstermiştir: “Son marifetini de gösterdin/ Uçak öyle kaçırılmaz böyle kaçırılır diye/ Son nefesini kaçırdın/ Havadar bir maviye” Musa Anter, o kır saçlı cengaver de Can Yücel şiirinde Musa Peygamber’dir: Musa Peygamber Kızıldeniz’in/ dalgaları arasından/ nasıl ulaştıysa/ o da kardaşlıkla/ dünya kardaşlığıyla/ ulaştı karşı kıyıya” Musa Anter’in ölümü de ölüm değil, Musa Peygamber’in denizi yarması ve karşı kıyıya ulaşması gibi ilahi, mucizevi bir haldir. Kullanılan ilahi bir kılıç değil, “dünya kardeşliği”dir.

            Can Yücel’in uğurlama şiirleri, ölenin ardından bir mersiye bir ağıt değildir. O çokça bildiğimiz ölümün ardından yazılan/ okunan salya sümük şiirlere de benzemezler. Onlar öleni yücelttiği gibi kalanlara da güç veren şiirlerdir. Bu şiirler ölümün korkunçluğuna karşı, onun tipik tersinlemesiyle insanın, insan sıcaklığının, yaşamın ve ütopyanın gücüyle bir karşı duruştur. Eski yunancasıyla söylersek bunlar birer “kenosis” birer güçlendirme, silahlandırma şiiridir. Ölen insanlara bir güzelleme, onları ve onlarla bütünleşen insanları bir gönendirmedir.

            Can Yücel’in buraya örneklerini aldığımız uğurlama şiirleri belki de ayrı bir kitap olarak derlenmelidir. Çünkü bu şiirler her ne kadar ayrı zamanlarda yazılmış olsalar da hep aynı izleği takip eden, aynı işi yapan şiirlerdir.

            Can Yücel aramızdan ayrıldıktan sonra nice şair onun yazdığı uğurlama şiirleri gibi şiirler yazdılar ona. Onlarca “fatiha” şiiri. İşte bunlardan biri bu yazıya komşu duruyor. Bu şiir ama diğerlerinden çok farklı. İbrahim Metin’in Can Baba’nın aramızdan ayrılışından çok önce yazılmış bir “Erken Ağıt”ı. “Erken Ağıt” Can Yücel’in uğurlama şiirlerindeki renkleri taşıyan bir yolluk şiir, tıpkı onun yaptığı gibi İbrahim Metin de Can Baba’yı yücelterek, onu güzelliklerle, buruk bir gülümsemeyle uğurluyor.

 

                        ERKEN AĞIT

CAN'ın ÖNLENEMEYEN YÜCEL'işi

 

(Sen değil de vakitsiz ölürüm ben diye yazıldı bu şiir.                                                                     Allah rahmetimi eylesin)

 

           

Hasan Ali Emmi'nin içinden küre-i arza düşünce birden                                                                      

yeşillendin otlağında dünyanın irticai menekşelere rağmen                                                      

yaşamak’la yaşamak arasında gidip gelen                                                         

bir hercaigerillaydın sen

İlahi ve şifahi nefeslerin a’ma kulağımıza                                                         

bir ney miydin mey mi sen amıca                                                                  

 Kornalarla değil zurnalarla uğurladık seni                                                         

anladık bir tek cana can katmazmış Coca- cola

Ey buradan geçen yolcu!                                                                               

Vasiyet üzre güller yiyip gül suları işe                                                        

aniden yeşillenecek bu mezara

 

İbrahim Metin (1986)

 

Yorum Yaz