semih çelenk'in şiir defteri

semih çelenk'in şiir defteri

"Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi" Ozdemir Asaf (Yukardaki fotograf: nacar ile serkisof/ yasakmeyve- 2006)

bir çift göz, beyaz peynir ve ekmek/ semih çelenk

4/4/2009
Kategori: denemeler


Hayatın yalın bir şey olduğunu ilk kez, 27 yaşında anneannemi mezarına indirirken düşünmüştüm. Ağladım. Çok ağladım. Bir “fatiha şiir” yazdım ona. Mevlidi sırasında dağıttım fotokopilerini. Yaşlı kadınlar, bu geleneğe pek aykırı şiir ikramını tıpkı fıstıklı şerbet gibi hararetle kabul ettiler ve şiire de  “Allah kabul etsin” dediler. Şaşkındım.

Hayatın yalın bir şey olduğunu ikinci kez, yanlışlıkla bir gece koroner yoğun bakım ünitesinde kaldığımda anladım. 29 yaşında bir adamdım. Gece başlarken üç kişiydik odada. Sabah olduğunda bir tek ben vardım. Hayat basitçe bir çizgiydi. Bir soluktan oluşan bir çizgi. Bir daha şaşırdım.

Sonra semt pazarlarında, bir kilo patlıcan için tüm pazarı  dolaşan çiftlere, sabahın köründen akşamın karanlığına,  o gün pişecek yemek için, eşi için, çocuğun yarınki okul harçlığı için, hayat için hiç kimsenin mecbur olmasa yapmayacağı işleri yapan kocaman adamların, sonra sevdiği adamın gözlerinin içine pırıl pırıl bakan o aptal bulduğumuz ev kadınlarının o hayat karşısındaki dervişane tavırlarına çok saygı duydum. Onların o yalınlık çizgisini anladığını düşündüm hep. Peki “aşk” neredeydi bu insanların yaşamında? Yok muydu? Yoksa bizim göremeyeceğimiz denli bir yalınlığın içinde mi gizliydi?

Şöyle ki, biz onların hayatlarını da içine almak üzere, hayatın tüm basitliklerini kendi sofistike, soyut imgelerimizle alabildiğin topa tutarken, anlam labirentlerinin arasında müebbet mutsuzluklara mahkum olurken, sızlarken, bitmez “neden” sorularımızın peşinden koşarken, onlar sabah kahvaltılarında öğlen yemeklerinde ve akşam yemeklerinde çok mutluydular. Hepsinin bizden aptal ya da duyarsız olması mümkün değildi kuşkusuz. Hayata karşı yalındılar Bir çift göz, beyaz peynir ve ekmek. Yalınlık.

Absürdistler hayatı şöyle tarif ederler: Bir kadın boş bir mezarın üzerinde bacaklarını açar ve doğum yapar. Yaşam kadının rahminden aşağıdaki çukura kadar geçen süredir. Yalındır. Rahimden çukura düşerken, işte o aradaki yolculukta ne budalalıkların labirentinde kayboluruz, bir düşünmeli bunu.

Başka bir hikaye… Bir börekçi amcamız vardı fakülte yıllarında… Karadenizli… Bir gün orada, o börekçi dükkanında yemek yerken, birbirinin kucağına oturmuş, öpüşen bir çift dikkatimi çekti. Çok güzel görünüyorlardı. Ancak kendilerinden başka bir yeri görmeyen bu gençlerin tavırlarında anlayamadığım bir yapaylık vardı. Tam hesabı ödeyecekken, börekçi amca, “oğlum bunlar bize nasıl öpüşülür koklaşılır onu mu öğretmeye çalışıyorlar?” dedi. Sonra da ekledi, “biz bu işleri bilmesek bu çocukları nasıl yapacaktık?” Benim çözemediğim yapaylığı o çözmüştü. Yalınlık derinleşmek için en uygun mecradır. Hayatı  karmaşık algılama ise büyük bir yüzeysellik armağan eder bize.

Hayat yalındır. Gerçek ve giz hiç bakmadığınız, basit bulduğunuz ayrıntılardadır. Hayatın bu küçük ayrıntıları size hayatın büyük gizini öyle bir öğretirler ki, küçücük bir karıncaya bakarken gözyaşları içinde kalabilirsiniz. Hayat yüzlerce seçenek sunuyor bize, şehirler, kadınlar, adamlar, işler… Hep içimizde bir korku, . doğru çubuğu mu çektik? Doğru kabloyu mu kestik? Kim bilebilir ki bunu? Hayatın tamamını “ergen” psikolojisi içinde yaşayanlar, insanın hayatındaki seçeneklerin sonsuz olmasının, insan psikolojisinin doğasına, hayatın yürüyüşüne aykırı olduğunu görmezler. Öyle ki bir ruh sayrılığı sayılsa yeridir. Aynı anda iki hatta daha çok şehirde olmak, yüzlerce binlerce arkadaşa sahip olmak, her şeyi yapmak, her alanda müthiş kariyerler yapmak, herkesin sana hayran olması, aşık olması, hayatın hep yolunda gitmesi, insanın hiç hasta olmaması, hiç paraya ihtiyacı olmaması, hiç gelecek tasarımı yapmaması vb. tam bir yetişkin ergen psikolojisi yansımasıdır. Tatminsizlik ve mutsuzluk üretir. İnsanlar bu yetişkin ergen psikolojisiyle sonsuza dek yaşayamazlar. Çünkü, doğal ergenler ebeveynlerini hesaba katmazsak merkezsiz yaşarlar. Yetişkin ergenler de böyledir. Ancak yetişkin ergenlik büyük mutsuzluklar üreten bir ruh halidir. Doğal ergenler gibi, yetişkin ergenler için de hayat yüzlerce renkli tüyden oluşan bir düş sahnesi gibidir. Hayatın rüzgarı başladığında renkli tüyler uçuşur. Geride kalan hayattır. Bir çift göz, beyaz peynir ve ekmek. Hayat yalındır.

 

semih çelenk/ nisan 2009


Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı